BAŞKAN ÖMER GÜNEL’DEN SİLİVRİ’DEN MEKTUP: “VİCDANIM ÖZGÜR”
BAŞKAN ÖMER GÜNEL’DEN SİLİVRİ’DEN MEKTUP: “VİCDANIM ÖZGÜR”
Bedenen Olmasa da Ruhen Sizlerleyim
Yaklaşık bir aydır Silivri’de tutuklu bulunan Belediye Başkanı Ömer Günel, her hafta olduğu gibi bu Cuma da hemşerilerine bir mektup gönderdi. Günel’in kaleme aldığı mektup, eşi Duygu Gül Günel tarafından kamuoyuna okundu.
Mektubunda 25 yıllık avukatlık ve 7 yıllık belediye başkanlığı kariyerine vurgu yapan Günel, ilk kez tutuklu bulunduğunu belirterek, sürecin hukuksuz olduğunu savundu. Günel, “Her Cuma el heykelinde sizlerle beraberim. Bedenim 6 metrekare tutsak olabilir ama vicdanım özgür. Bugün eğer ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi yerini ‘şüpheden savcı yararlanır’ ilkesine bıraktıysa, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma ilkesi ağır hasar görmüştür” ifadelerini kullandı.
Görev süresi boyunca belediye kaynaklarını koruduğunu belirten Günel, belediyecilik anlayışına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. “7 yıllık görev sürem boyunca belediyenin her kuruşunu korudum. Göreve geldiğimde 6 aydır maaş alınamayan bir belediyeden, 5 yılda 4,5 milyar lira yatırım yapan bir yapıya ulaştık. Yaşlısından öğrencisine, çalışanından yeni doğan bebeğine kadar doğumdan ölüme hemşerisinin yanında olan bir belediye yarattım” dedi.
Sosyal yardımlar ve istihdam politikalarına da değinen Günel, “Gıda yardım paketi alan hemşerimin onurunu zedelemedim. İşe aldığım çalışanları siyasi tercihler üzerinden baskı altına almadım, kimsenin ekmeğiyle oynamadım. 6 metrekarelik bir alandan korkup geri adım atmadım. Siyaseti ahlakla yaptım” ifadelerini kullandı.
Başkan Ömer Günel’in mektubunun tamamı;
Kıymetli Hemşerilerim,
Yol Arkadaşlarım,
Mesai Arkadaşlarım,
Dostlarım,
Her hafta sanki el heykelinde ben de sizinle buluşacakmışım gibi heyecanlanıyorum. Sizlere Sevgili Eşim Duygu aracılığıyla mesajlarımı iletirken, oradayım aslında ruhum sizinle.
İnsan ruhu ve vicdanı hapsedilemez, başkalarınca…
O hapis kararı ancak insanın kendi tarafından verilebilir. İnsan ancak kendi ruh ve vicdanını hapsedebilir. Şükürler olsun ki tutsak edilen sadece bedenim. Asıl tutsak olanlar kendi istekleriyle, her şeylerini kiraya verenler, satanlar. Zavallılar!
Silivri’de ara ara, denetimler oluyor; yasaklı bir malzeme var mı? Kurallara aykırı bir faaliyet var mı diye. Bu denetimler esnasında içten içe gülümsüyorum, hayatım boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurallarına uygun yaşadım. Vergimi ödedim, mesleğimi kurallarına uygun icra ettim, Cumhuriyet’in ana ilkelerinin en ateşli savunucusu oldum. Adalete inandım, o inançla, inandığım değerleri savundum. Belediye Başkanı seçildim. Kamunun bir kuruluşuna sahip çıkmak için elimden geleni yaptım. 6 ay maaşları ödenemeyen belediyeden 5 yılda 4,5 milyar yatırım yapan, çalışanının, emeklisinin, öğrencisinin, bebeğinin, yani doğumdan ölüme hemşerisinin yanında olan bir belediye yarattım. Yarattık! Hep birlikte.
Siyaseti ahlakla yaptım, partimi, bana güvenenleri satmadım. 6’nızdan korkup topuklamadım. Yol arkadaşlarımı satmadım, gıda paketi dağıttıklarımı tehdit etmedim. Onları iki kuruşluk destek paketi ile onurlarının arasına sıkıştırmadım. İşe alıp, ekmek verdiklerimi benimle beraber topuklamadıkları için sürmedim, işten çıkarmadım.
Peki, sonuç ne oldu? Tüm kurallara uyan, hayatını böyle yaşayan biri şimdi işte Silivri’de “acaba kurallara uygun yaşadım’’ diye!
25 yıllık meslek hayatımda bir kere yargılanmayan, yedi yıllık belediye başkanlığı görevinde hakkında dava olmayan birini, iki tane şerefsiz itirafçının mesnetsiz ifadesi ile 4 duvar arasına koyuyorlar!
Sanmayın ki, hayatımı böyle yaşadığım için pişmanlık duydum da size sesleniyorum. Hayır, asla. Çocuklarıma bırakacağım tek miras, onurla ve şerefle sürdürülmüş bir hayattır.
Bugün eğer; ‘‘şüpheden sanık yararlanır’’ ilkesinin yerini, ‘‘şüpheden savcı yararlanır’’ ilkesi aldıysa ve ben, onlara masum dört duvar arasında, ailelerinden, çocuklarından koparıldıysa; bunun nedeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘‘HUKUK DEVLETİ’’ olma ilkesinin ağır hasar görmesindendir.
Eğer bugün İran-ABD / İsrail Savaşına girmediğimiz halde, Pazar maliyetiniz iki kat arttıysa bunun nedeni ‘‘Hukuk Devleti’’ ağır yaralıdır. Eğer, savaşta olmamamıza rağmen, devletin rezervlerinin bir bölü üçü eridiyse, maliyeden sorumlu bakanımız ve merkez bankası başkanı kapı kapı gezip yatırımcılara, bize gelin, aman gelin diye dolaşıyorsa Türkiye’de hukuki güvenliğin büyük risk altında olmasındandır. Sizin, bizim izleyici değil, talep eden, mücadele eden olmamız şarttır.
Yürekten inanıyorum ki; kötüler kaybedecek, iyiler kazanacaktır.
Aslında, mücadeleden vazgeçtiğimizde kaybederiz.
Mücadeleye devam.
En derin saygı ve sevgilerimle,
ÖMER GÜNEL
SİLİVRİ
15.04.2026
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

